25 Temmuz 2017 Salı

Zamansız Ağrılar

yoruldum artık sana gel demekten
koş demiyorum sana gel emekle
aşkın motiflerini dokudum el emekten
gelmeyecek gelde bekle

yolcu yolunda gerek yolum sana
yolum sanaysa giderim yorulsamda
misafirliğini beğenmedim bunu saymam
gelmeyişinin sebebi seviyorum sanman.

ellerin ve  önümde dertler masası
ne kadar seni aşsamda dolmuyor aşk kasası                                                          
bırakta yaşasın içimde sen dediğimde
tek hayalimdi aslında zorlukları benle aşasın                                              

gözlerimin önünde artık hayatın perdesi                                                            
ben bin kere giderim yeterki gel desin                                                            
sen günahtan hoşlanmazsın peki ozaman                                                              
kalbimin kırıntılarına ayaklar altına ser bizi

bu şehrin her köşesi bana seni hatırlatır
gidicem ama yol uzun hazırlayın katırları
gençliğime saplanır yazdığım satırlarım
çocukluğumu ayaklarında salla sonra yatır

yoruldum artık bana gel dedirtme
gel dedirtme güzelim e gel delirtme
olacaksa eğer bir şeyi kırk kere deyince
kırk kere gel ozaman yoksa delircem

aşkın elli tonu gel de bul şu sonu
bir kere ses versen her saniye sen solurum
sen solunum sende ben yorumum
sseni hayal ederken beyin dinlenir ciğer yorulur

yoruldu ciğerlerim
dünyada iki çeşit insan vardı sen ve diğerleri
sanada değer verip
dünyanın yükünü sırtladım bana eğer verip

benden koşmamı da bekleme
gün boyu çekerim kokunu asıp burun direklerime
sende artık diretme gel direk be

zamansız ağrılar yine başlıyor sancılarım
üç vakte sevilceksin dedi zamanın falcıları
gözlerin ceylan gibi kalbimde seker durur
ellerin gittiği gün avuçlarımda avcı kalır

Bir Bardak Dem

Çayı hep açık içerim. Her seferinde "bana açık doldur" derdim. O kadar güzel narin elleri vardı ki sırf dem doldursada içerdim ama haberi yoktu işte. Çay yapmasını da bilmezdi. Ama her içtiğimde dünyanın en güzel kadınının dünyanın en güzel çayı yaptığını söylerdim. Çünkü öyle hissederdim. O kahveyi çok severdi ama ne zaman ben gelsem çay demlerdi. Çayı da sevdiğimden değil o da bilirdi çayı çok sevmediğimi. Ama onun kurabiye teninde çay içmek çok hoşuma giderdi. Neden açık içiyorsun diye hiç sormazdı. "Ulan gözlerinin deminde bir de demli çay mı içeyim" diyeceğimio biliyordu sanki. Çay tiryakileri çayı anlayabilmek icin soğuk içerken ben onun gözlerinin tiryakisi olduğum icin soğuk içerdim. Gözlerinin demine dalar giderdim. Çayım soğurdu. Şimdi çayı sıcak ve demli içiyorum. O soğudu...

21 Temmuz 2017 Cuma

Ay Gecesi

Sessiz bir gece,
Ay, yüzünü izliyor sen bana küsken.
Gecenin sessizliği içinde bir kasırga gibi koparken,
Ay'ın ay yüzünü izlemesi içimde bir mesken...
Susuyorsun fakat bu herkesin susması gibi değil.
Ne sen herkessin ve ne herkes sen.
Konusmak istiyorsun bir çok şeyi fakat 
Ağzına  kadar gelen kelimeler kursağında düğümleniyor.
Aklına yine o geliyor, sen unutmaya çalışıyorsun. 
Karnının açlığını bahane ederek mutfakta yiyecek arayışına girmişsin.
Bulamıyorsun...
İştahın kaçmış çünkü; senin aşın, suyun, aşkın, emeğin...
O olduğu aklına geliyor tekrardan. 
Rüyanda onu görme korkusu ile başını koyuyorsun yastığa.
Kim bilir o uyurken kimleri düşünüyor.
Haberin yok.
Ağlamak istiyorsun, ama gecenin sessizliğini bozmak da istemiyorsun.
Yorganın altına girip sessiz sessiz ağlıyorsun. 
Duyan,gören ve hatta seni anlayan birisi bile yok.
Gözlerinden yaşlar damlarken, için kan ağlıyor...

20 Temmuz 2017 Perşembe

Mısralarca Kadın

Şiir gibidir kadın;
Şiir gibi sever,
Şiir gibi sevilesi.
Ve yine şiir gibidir kadın;
Şiir gibi sarılası,
Şiir gibi sahip çıkılası,
Şiir gibi nazik ve narin,
Ve birazcıkta şehvetli ve ateşli...
Mısralarca sevişilesi...

Mesela...

saçların dökülürdü omuzlarıma
başını başıma yasladığında
kirpiklerinde yürümek isterdim
gözyaşların konardı yağmur tanesinin yaprağa konduğu gibi
kıskanırdım gözyaşlarını bile
bir kere benim için damlamadı
içim kan ağlardı ağıtlar yakardı sana
sesimi duyardın ama beni işitmezdin
ellerin titrer avuç içlerin terlerdi oluk oluk
hayaller kurardın yanımda
bırakmam ben seni derdin de bende inanırdım
hiç bir işi beceremezdim de hayal kurmayı biliyorum derdim
meğer hayal bile kuramazmışım
ya da hayal kurar ama altından kalkamazmışım
bilemezsin her tende aynı yüzü aramayı
hayat denen kumarın hilesi buda
önüne başka bir kart sunar ve sende
kazanmayı hedeflersin ki
sonuç hep kaybedersin
ben üzülmeyi unuttum ben ağlamayı da unuttum
son gözyaşlarımı omuzlarında bıraktım
ve seni seviyorum lafının en güzelini
kafana taç yapıp kondurdum
o kadar güzel gülerdin ki oturur izlerdim
bir ömür gül bir ömür izlerdim
hele güldüğünde ortaya çıkan inci tanesi dişlerin
ön dişlerin uzundu utanırdın benim çok hoşuma giderdi
kapatacaksın diye diyemezdim ki ne kadar da güzel
içimde kaldı her şey, içimde kaldı
ulan tortulaşmış gözaltıların seni seviyorum derdi
utanınca kızaran yanakların
yanaklarında çıkan küçücük gamzelerin
boynundan koklayarak öpmek isterdim
doya doya içime çekmek ve dünyanın en güzel kolyesini bırakmak
ne yaptıysam kaçtın, kaçmak istedin
gitme de diyemedim sana çünkü gitmelere
vedalaşmalar ve elvedalara sen alıştırdın beni

Zamansız Ağrılar

yoruldum artık sana gel demekten koş demiyorum sana gel emekle aşkın motiflerini dokudum el emekten gelmeyecek gelde bekle yolcu yolund...